İzmir'in su güvenliği için "dijital yeraltı suyu" hamlesi
İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU Genel Müdürlüğü’nün ev sahipliğinde düzenlenen “Dijital Dünyada İklim Değişikliği için Kentsel Yeraltısuyu Sürdürülebilirliği” panelinde, iklim krizi, kuraklık ve yeraltı su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi tartışıldı. Yaklaşık 8 saat süren panelde İzmir’in su yönetim politikalarından deniz suyu arıtma teknolojilerine, su kuyularından dere yönetimine kadar pek çok konu ele alındı.
05 Mart 2026 - 11:48
İZSU Genel Müdürlüğü ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü iş birliğinde, Avrupa Birliği finansmanıyla yürütülen “Dijital Dünyada İklim Değişikliği İçin Kentsel Yeraltı Suyu Sürdürülebilirliği” projesi kapsamında İzmir’in su kaynakları, kıyı bölgelerinde artan tuzlanma riski, yeraltı sularının izlenmesi ve alternatif su üretim yöntemleri bilim insanları ve uzmanlar tarafından ele alındı. Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen panelin ilk oturumunun moderatörlüğünü Prof. Dr. Koray Velibeyoğlu, ikinci oturumun moderatörlüğünü ise Prof. Dr. Alper Baba üstlendi. Birinci oturumda İzmir’in su durumu ve tuzlanma başlıkları masaya yatırılırken, ikinci oturumda kentsel drenaj ve metropollerde su yönetimi tartışıldı.
Erdoğan: Barajlardaki tablo hiç bu kadar kötü olmamıştı
İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, birinci oturumun açılış konuşmasında iklim krizinin su kaynakları üzerindeki etkisine dikkat çekti. Erdoğan, “Ekim, kasım ve aralık aylarında İzmir’e beklediğimiz yağışlar gelmemişti. Kayıtların tutulmaya başlandığı 1998 yılından bu yana hiçbir dönemde bu üç aydaki gibi düşük yağış görülmemiş. Bu nedenle yılbaşı gecesi su arzını sağlamakta çok zorluk çektik. Ancak aldığımız tedbirler ve yeni su kaynaklarını devreye alarak kentin su arzını sağladık. 3 Ocak itibariyle yağışlar başladı ve barajlarda tablo değişmeye başladı” dedi.
“İzmir’in içme suyunun yüzde 60’ı kuyulardan sağlanıyor”
Erdoğan, İzmir’in su temininin Türkiye’nin diğer büyük kentlerinden farklı olduğunu belirterek “İstanbul’da suyun yüzde 98’i, Ankara’da yüzde 99’u barajlardan sağlanırken, İzmir’de suyun yaklaşık yüzde 60’ı kuyulardan, yüzde 40’ı barajlardan geliyor. İzmir genelinde yaklaşık 1600 kuyu bulunuyor. Kıyı akiferlerinde tuzlanma riski taşıyan 318 kuyu ise 11 kıyı ilçesinde yer alıyor. Deniz suyu arıtmanın maliyetinin tuzlu yeraltı suyu arıtmaya göre yaklaşık 3 kat daha yüksek olduğu biliniyor. Bu nedenle kıyı akiferlerinde tuzlanma izleme ve tuzlu yeraltı suyuna yönelik pilot arıtma tesisi yaklaşımı öne çıkıyor. Bu projeyi bu nedenle kurum olarak çok önemsiyoruz” diye konuştu.
Prof. Dr. Orhan Gündüz: İzleme karar kalitesini artırır
İYTE Çevre Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Gündüz, asıl müdahale alanının aşırı yeraltı suyu çekimlerinin azaltılması olduğunu söyledi. Tuzlanmış suların “kullanılabilir hale getirilebileceğini” belirten Gündüz, ters ozmoz gibi teknolojilerle arıtımın mümkün olduğunu, ancak enerji, işletme ve atık (konsantre) yönetimi gibi başlıklarda planlama gerektiğini vurguladı.
Gündüz, “Tuzlanmış yeraltı suları ve/veya deniz suyu, kıyı yerleşimlerinin ihtiyacında kullanılabilir. İlk yatırım ve işletme maliyetleri yüksek olsa da kaynak çeşitlendirmede önemlidir” dedi.
Prof. Dr. M. Tolga Esetlili: Tuzlanma yalnız su değil; tarım ve toprak yönetimi demek
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. M. Tolga Esetlili, “Tarımsal Sulamada Tuzlanmanın Etkisi” başlıklı sunumunda tuzlanmanın tarımsal üretimi doğrudan etkilediğini anlattı. Esetlili; iklim değişikliğiyle birlikte çiftçinin verimi korumak için gübre kullanımına yöneldiğini, gübre ve toprak uygulamalarının zamanla tabana süzülerek yeraltı sularına ulaşabildiğini belirtti. Esetlili, salma sulama gibi yöntemlerin terk edilmesi gerektiğini vurgulayarak, basınçlı sulama sistemlerine geçiş ve sulama altyapısının iyileştirilmesi çağrısı yaptı. Tuzlu topraklarda kimyasal/iyileştirici uygulamalar, malçlama, yeşil gübreleme ve organik madde yönetimi gibi yaklaşımların da gündeme alınması gerektiğini belirten Esetlili, “Tuzlanma yalnızca su kalitesi sorunu değil; toprak-su-ekosistemleri birlikte yönetilmesi gereken bir süreç” dedi.
İkinci oturum: Kentsel drenaj ve metropollerde su yönetimi
Panelin ikinci oturumunda Dokuz Eylül Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Okan Fıstıkoğlu “Kentsel Drenaj ve İzmir” başlığında; yağmur suyu yönetimi, altyapı planlaması ve taşkın riskleri üzerinden değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Okan Fıstıkoğlu, iklim değişikliği nedeniyle yağışların şiddeti ve tekrar periyotlarında önemli değişimler yaşandığını belirterek, “İklim modellerine dayanarak İzmir için yaptığımız çalışmada yağış tekrar sürelerinin hızla değiştiğini görüyoruz. Yağışlarda yüzde 12-13’lük bir artış bile tasarım değerlerini ciddi şekilde değiştiriyor. Bugün 100 yıllık yağışa göre boyutlandırdığımız bir altyapı sistemi, 200 yıllık yağışla karşılaşabiliyor. İzmir’de mevcut hidrolojik sisteme baktığımız zaman kurak dönemlerde sistem daha çok atık su sistemi gibi çalışıyor. Yağışlı dönemlerde ise çatı ve parsel sularının da sisteme girmesiyle birlikte yağmur suyu etkisi artıyor. Hatta bazı durumlarda derelerden ve drenaj hatlarından suyu tahliye etmek zorunda kalıyoruz. Çünkü kent yerleşimi zaman içinde doğal dere yataklarıyla iç içe gelişmiş durumda” şeklinde konuştu.
Fıstıkoğlu, “Biz aslında atık su sistemi tasarlamışız ama zaman içinde içine yağmur suyu da girmiş. Yağışlı dönemlerde sistemde ciddi debi artışları yaşanıyor. Bu nedenle yağmur suyu ve atık su sistemlerinin birlikte değerlendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekiyor. Ancak kent büyük, nüfus yoğun ve altyapının tamamını kısa sürede yenilemek kolay değil” dedi.
Şimşek: İklim değişikliğinin etkilerini artık gözlemliyoruz
Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Hidrojeoloji (yer altı suyu) Uzmanı Prof. Dr. Celalettin Şimşek ise “Metropollerde Su Yönetimi” başlığıyla; büyükşehirlerde artan nüfus, iklim etkileri ve veri temelli yönetim gerekliliği üzerine görüşlerini paylaştı. Celalettin Şimşek, küresel iklim değişikliğinin artık ölçülebilir etkiler göstermeye başladığını belirterek son yıllardaki sıcaklık artışlarına dikkat çekti. Şimşek konuşmasında, “İklim değişirken dünya nüfusu da hızla artıyor. Bu da kullanılabilir su miktarının kişi başına azalmasına neden oluyor. 2050 yılında dünya nüfusunun yaklaşık 9,2 milyara ulaşması bekleniyor. Bu kadar insanın su ihtiyacını karşılamak giderek daha zor hale geliyor” ifadelerini kullandı.
Şimşek, küresel ölçekte su krizinin giderek büyüdüğünü vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Bugün bile dünyada yaklaşık 3 milyar insan suya erişimde ciddi sıkıntılar yaşıyor. Özellikle büyük şehirlerde su yönetimi giderek daha kritik bir konu haline geliyor. Aynı zamanda altyapı yetersizliği de su yönetimini zorlaştıran önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Şehirlerde ve metropollerde su yönetimini çok daha doğru yapmak zorundayız. Ancak geçmişten bugüne baktığımızda birçok yerde bu konular yeterince dikkate alınmadan şehirler büyüdü. Bugün geriye dönüp bunları düzeltmek oldukça zor ve maliyetli. Geçmişte yapılan hataları düzeltmek kolay değil. Ama bundan sonra yapılacak yeni yerleşim alanlarında su yönetimini mutlaka planlamanın bir parçası haline getirmemiz gerekiyor.”
Su tasarrufu, kayıp-kaçak ve önlemler: 8 ayda 14,2 milyon m³
Panelde, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU’nun kuraklık döneminde uyguladığı tedbirlere ilişkin veriler de paylaşıldı. Sunumlarda; planlı ve dönüşümlü 23.00–05.00 saatleri arası kesintiler, park-bahçe aboneliklerinin iptali ve kademe sistemi gibi başlıklar anımsatılırken, 8 ayda toplam 14,2 milyon m³ su tasarrufu sağlandığı bilgisi aktarıldı. Kayıp-kaçakla mücadelede ise 2024’te kent merkezinde %27,17 olan oranın 2025’te %24,80’e gerilediği; bir yıllık düşüşün %2,37 olduğu ve bu iyileşmeyle yaklaşık 5,6 milyon m³ suyun sisteme kazandırıldığı kaydedildi.
Erdoğan: Barajlardaki tablo hiç bu kadar kötü olmamıştı
İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, birinci oturumun açılış konuşmasında iklim krizinin su kaynakları üzerindeki etkisine dikkat çekti. Erdoğan, “Ekim, kasım ve aralık aylarında İzmir’e beklediğimiz yağışlar gelmemişti. Kayıtların tutulmaya başlandığı 1998 yılından bu yana hiçbir dönemde bu üç aydaki gibi düşük yağış görülmemiş. Bu nedenle yılbaşı gecesi su arzını sağlamakta çok zorluk çektik. Ancak aldığımız tedbirler ve yeni su kaynaklarını devreye alarak kentin su arzını sağladık. 3 Ocak itibariyle yağışlar başladı ve barajlarda tablo değişmeye başladı” dedi.
“İzmir’in içme suyunun yüzde 60’ı kuyulardan sağlanıyor”
Erdoğan, İzmir’in su temininin Türkiye’nin diğer büyük kentlerinden farklı olduğunu belirterek “İstanbul’da suyun yüzde 98’i, Ankara’da yüzde 99’u barajlardan sağlanırken, İzmir’de suyun yaklaşık yüzde 60’ı kuyulardan, yüzde 40’ı barajlardan geliyor. İzmir genelinde yaklaşık 1600 kuyu bulunuyor. Kıyı akiferlerinde tuzlanma riski taşıyan 318 kuyu ise 11 kıyı ilçesinde yer alıyor. Deniz suyu arıtmanın maliyetinin tuzlu yeraltı suyu arıtmaya göre yaklaşık 3 kat daha yüksek olduğu biliniyor. Bu nedenle kıyı akiferlerinde tuzlanma izleme ve tuzlu yeraltı suyuna yönelik pilot arıtma tesisi yaklaşımı öne çıkıyor. Bu projeyi bu nedenle kurum olarak çok önemsiyoruz” diye konuştu.
Prof. Dr. Orhan Gündüz: İzleme karar kalitesini artırır
İYTE Çevre Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Gündüz, asıl müdahale alanının aşırı yeraltı suyu çekimlerinin azaltılması olduğunu söyledi. Tuzlanmış suların “kullanılabilir hale getirilebileceğini” belirten Gündüz, ters ozmoz gibi teknolojilerle arıtımın mümkün olduğunu, ancak enerji, işletme ve atık (konsantre) yönetimi gibi başlıklarda planlama gerektiğini vurguladı.
Gündüz, “Tuzlanmış yeraltı suları ve/veya deniz suyu, kıyı yerleşimlerinin ihtiyacında kullanılabilir. İlk yatırım ve işletme maliyetleri yüksek olsa da kaynak çeşitlendirmede önemlidir” dedi.
Prof. Dr. M. Tolga Esetlili: Tuzlanma yalnız su değil; tarım ve toprak yönetimi demek
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. M. Tolga Esetlili, “Tarımsal Sulamada Tuzlanmanın Etkisi” başlıklı sunumunda tuzlanmanın tarımsal üretimi doğrudan etkilediğini anlattı. Esetlili; iklim değişikliğiyle birlikte çiftçinin verimi korumak için gübre kullanımına yöneldiğini, gübre ve toprak uygulamalarının zamanla tabana süzülerek yeraltı sularına ulaşabildiğini belirtti. Esetlili, salma sulama gibi yöntemlerin terk edilmesi gerektiğini vurgulayarak, basınçlı sulama sistemlerine geçiş ve sulama altyapısının iyileştirilmesi çağrısı yaptı. Tuzlu topraklarda kimyasal/iyileştirici uygulamalar, malçlama, yeşil gübreleme ve organik madde yönetimi gibi yaklaşımların da gündeme alınması gerektiğini belirten Esetlili, “Tuzlanma yalnızca su kalitesi sorunu değil; toprak-su-ekosistemleri birlikte yönetilmesi gereken bir süreç” dedi.
İkinci oturum: Kentsel drenaj ve metropollerde su yönetimi
Panelin ikinci oturumunda Dokuz Eylül Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Okan Fıstıkoğlu “Kentsel Drenaj ve İzmir” başlığında; yağmur suyu yönetimi, altyapı planlaması ve taşkın riskleri üzerinden değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Okan Fıstıkoğlu, iklim değişikliği nedeniyle yağışların şiddeti ve tekrar periyotlarında önemli değişimler yaşandığını belirterek, “İklim modellerine dayanarak İzmir için yaptığımız çalışmada yağış tekrar sürelerinin hızla değiştiğini görüyoruz. Yağışlarda yüzde 12-13’lük bir artış bile tasarım değerlerini ciddi şekilde değiştiriyor. Bugün 100 yıllık yağışa göre boyutlandırdığımız bir altyapı sistemi, 200 yıllık yağışla karşılaşabiliyor. İzmir’de mevcut hidrolojik sisteme baktığımız zaman kurak dönemlerde sistem daha çok atık su sistemi gibi çalışıyor. Yağışlı dönemlerde ise çatı ve parsel sularının da sisteme girmesiyle birlikte yağmur suyu etkisi artıyor. Hatta bazı durumlarda derelerden ve drenaj hatlarından suyu tahliye etmek zorunda kalıyoruz. Çünkü kent yerleşimi zaman içinde doğal dere yataklarıyla iç içe gelişmiş durumda” şeklinde konuştu.
Fıstıkoğlu, “Biz aslında atık su sistemi tasarlamışız ama zaman içinde içine yağmur suyu da girmiş. Yağışlı dönemlerde sistemde ciddi debi artışları yaşanıyor. Bu nedenle yağmur suyu ve atık su sistemlerinin birlikte değerlendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekiyor. Ancak kent büyük, nüfus yoğun ve altyapının tamamını kısa sürede yenilemek kolay değil” dedi.
Şimşek: İklim değişikliğinin etkilerini artık gözlemliyoruz
Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Hidrojeoloji (yer altı suyu) Uzmanı Prof. Dr. Celalettin Şimşek ise “Metropollerde Su Yönetimi” başlığıyla; büyükşehirlerde artan nüfus, iklim etkileri ve veri temelli yönetim gerekliliği üzerine görüşlerini paylaştı. Celalettin Şimşek, küresel iklim değişikliğinin artık ölçülebilir etkiler göstermeye başladığını belirterek son yıllardaki sıcaklık artışlarına dikkat çekti. Şimşek konuşmasında, “İklim değişirken dünya nüfusu da hızla artıyor. Bu da kullanılabilir su miktarının kişi başına azalmasına neden oluyor. 2050 yılında dünya nüfusunun yaklaşık 9,2 milyara ulaşması bekleniyor. Bu kadar insanın su ihtiyacını karşılamak giderek daha zor hale geliyor” ifadelerini kullandı.
Şimşek, küresel ölçekte su krizinin giderek büyüdüğünü vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Bugün bile dünyada yaklaşık 3 milyar insan suya erişimde ciddi sıkıntılar yaşıyor. Özellikle büyük şehirlerde su yönetimi giderek daha kritik bir konu haline geliyor. Aynı zamanda altyapı yetersizliği de su yönetimini zorlaştıran önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Şehirlerde ve metropollerde su yönetimini çok daha doğru yapmak zorundayız. Ancak geçmişten bugüne baktığımızda birçok yerde bu konular yeterince dikkate alınmadan şehirler büyüdü. Bugün geriye dönüp bunları düzeltmek oldukça zor ve maliyetli. Geçmişte yapılan hataları düzeltmek kolay değil. Ama bundan sonra yapılacak yeni yerleşim alanlarında su yönetimini mutlaka planlamanın bir parçası haline getirmemiz gerekiyor.”
Su tasarrufu, kayıp-kaçak ve önlemler: 8 ayda 14,2 milyon m³
Panelde, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU’nun kuraklık döneminde uyguladığı tedbirlere ilişkin veriler de paylaşıldı. Sunumlarda; planlı ve dönüşümlü 23.00–05.00 saatleri arası kesintiler, park-bahçe aboneliklerinin iptali ve kademe sistemi gibi başlıklar anımsatılırken, 8 ayda toplam 14,2 milyon m³ su tasarrufu sağlandığı bilgisi aktarıldı. Kayıp-kaçakla mücadelede ise 2024’te kent merkezinde %27,17 olan oranın 2025’te %24,80’e gerilediği; bir yıllık düşüşün %2,37 olduğu ve bu iyileşmeyle yaklaşık 5,6 milyon m³ suyun sisteme kazandırıldığı kaydedildi.







FACEBOOK YORUMLAR